Asidsi Manifeşo

Bu da en aşağı 2009’dan. Kaç kişiydik.

Hayattaki seçkinciliğine karşın Yeni Asidsiler Akımı, yaşamı bütün katmanlarıyla kavrayan, kaşarla çıtırı, entelle apaçiyi birbirinden ayırmayan bir akımdır. Anarşizmin orospu ruhunu taşırken, sürreel’in gerçekciliğini ve kuantum fizğinin ampirik yollarla kesinleşmiş kanunlarını içinde barındırır. Modası geçmiş her türlü saçmalık büyüteçlenir ve anlamsızlıktan yeni anlamlar üretmektedir. Kulak, saç ve dişler. Evren bir deney alanıdır. Evrense şehir. Şehir ise bir asidsi için 30 metre karelik alandır. Asidsiler Dile dayalı yalanmaları ve abartısız oyunları arar.
Dile ve paraya bakış açısı ne bir komün savaşçısı kadar irrasyonel ne de bir milyoner hantır kadar rasyoneldir. Bir asidsi yalnızca dalgasına bakar. Eğlenceli ama sonuçsuz oyunlar oynar. Ancak bunu bir terörün hissisliğiyle ya da sosyopat rolüyle değil: vicdani mastürbasyon ve toplumsal sevicilik kanalıyla yapmaktadır. şişe, göz ve horoz çükü. Asidsinin ana alter yolları bunlardır. Asidsi olmak deneysel ama bir o kadar da matiz bir jargonla mümkündür. “G” sonunuzu hayra çıkartsın. Ki o yol anlaşılmaz epik ve bahçe hortumudur.

bundan 7 ay önce yazdığım ilk iletimi şimdiden okuyunca bu kez böyle dedi, kupa şövalyesi:

- “medeniyet diye dünya’yı bu kadar taciz ettin. -zevkini de sürdün kuşkusuz.- bu kadar da zahmete soktun kendini. -koca poponla- keşke üşenseydin de otursaydın olduğun kuyuda, kibirin aptal canavarı. şimdi geriye doğru koş bakalım. koş belki yetişirsin! nefesin kesilmeden, -yine birilerini ezerek elbette.- ucu ateş almış dinamitin menziline ulaşmadan kendi önünü kesebilecek misin… imkansız değil. ama zor.

*ağaçlar ve kış savaşlarına çıplak ayakla katılan şehir serçelerine hiç dokunamadın ya… haha! bu beni mutlu ediyor. =D”

salvador dali’yi dün midnight in paris’i izleyince andık. ona geç kalmış literal bir doğumgünü hediyesi vermek istiyorum - copy, paste yok.

gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan, gergedan.

21 aralık 2012 ya da farkında olmadığımız bir kıyamet günü işte. fark etmek - fark etmez.

sabah uyanıyorsun. biraz çay ve poğaça falan.
sonra aynaya bakıyorsun…
neden sonra günün ilk sorunu, önermesi kendinden kendine geliyor:

- “lan bugün saçlarıma değişik bir şey yapsam mı. saç spreyi de bitmiş ama. neyse.”
büyük son-un bile sana, insana gelişi bu enikonu.

medeniyet dediğin
ne zahmete, ne tacize değmemiş.


böyle bir anekdot’tan sonra ilk şarkı önerisi c. gainsbourg “heaven can wait.” olacaktı tabii ki.